İrfan ufuklarımızda bir ışık: Âşık Hüseyin Sümmânîoğlu'nun dörtlüğü... "Güzel olan güzel söyler kelâmı / Güzellerin güzel yazar kalemi / Güzel odur güzel görür âlemi / Güzellerin gözleri de güzeldir."
Bu satırlar, Anadolu'nun hafızasından süzülüp gelen bir hakikati terennüm ediyor. Şark irfanının, o Türkî deryadan beslenen kalbin, kısacası medeniyetimizin kıymet hükümlerini özünde barındıran bir ledün ilmi...
Ne demek istiyor halk şairi? Estetik bir davranış biçiminden, bir hayat nağmesinden bahsediyor. Lakin sadece bir poz, dışa dönük bir süs, bir ahenk değil mesele. Derunî bir güzellikten, varlığı kuşatan bir nazardan bahsediyor.
Ontolojik idrakimize dokunan bu hikmet, "güzel görme" hassasını mümtaz bir meziyyet olarak takdim ediyor. Alman mistisizminin "Weltanschauung" dediği, "cihan görüşü" diye tercüme edegeldiklerimizden farklı bir şey bu. Burada bir felsefi sistem değil, bir gönül penceresinden seyretme keyfiyeti var.
Hasan Âli Yücel'in dilinden dökülen "Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır" sözünü hatırlıyorum. Bu dörtlükte de benzer bir mazmun... Kâinatı güzel görmek, hakikati güzel tasavvur etmek, güzel bir dil ve kalemle ifade etmek... Bir bütünlük, bir varlık idrakidir bu.
Mevlânâ'nın çerağı aydınlatıyor zihnimizi: "Ne olursan ol, gel!" diyordu. Halk şairimiz de "Güzel olan güzel söyler kelâmı" derken, güzelliği bir zümreye, bir sınıfa, bir mektebe hasretmiyor. Güzellik, varoluşun özünde mündemiç bir cevher...
Şarkın hikmetinden Garbın teknik düşüncesine geçiş yapan münevverlerimiz, çok zaman Baudelaire'in "correspondances"ını, varlıklar arasındaki tenazuru keşfederken, Anadolu'nun bağrında zaten bu idrakin mevcut olduğunu unuttular. Halk şairi, kozmogonisini güzellik üzerine kurmuş ve varlığı bu mihver etrafında idrak etmiştir.
"Güzellerin gözleri de güzeldir" diyerek sözünü bağlarken âşık, zahiri ile bâtınî arasında fark görmediğini ima ediyor. Göz, sadece bir uzuv değil; ruhun penceresi, gönlün aynasıdır.
Sümmânîoğlu'nun bu dörtlüğü, binlerce yıllık Türk irfanının hâsılası. Bu satırlar, Yunus'un nefesinden, Karacaoğlan'ın nağmesinden, Pir Sultan'ın feryadından süzülüp gelmiş. Öyleyse, modern çağın binbir karmaşası içinde kendimizi kaybetmeden evvel, irfanımızın bu ışıklı dünyasına kulak vermek, görmek ve söylemek gerek...
Güzel görmeyi bilelim ki, güzel söyleyebilelim. Güzel söyleyelim ki, kalemin ucundan güzellik dökülsün. Ve nihayet güzel görmeyi, söylemeyi, yazmayı bilelim ki, gözlerimizde güzellik parıldasın.